Savaş Çocuğu
I
Bir karanlık odada,
Bir yuvarlak masada…
Kesilirken sözler
İstikballer üstüne,
Sarmalanırken kurşunlar
Özgürlük peçesine,
Biçilirken kefenler
Siyah cevher hatrına,
Körpe hayatlar düşüyor toprağa birer birer
Sorgusuz sualsiz
Topluyor ölülerini analar,
Beşik kadar mezarlara merasimsiz koymak için
Üşüşmeden akbabalar
Sessiz
Panzerlere salıncaklar kuruyor çocuklar!
Çocuk olma hakkıyla
Savaşlardan habersiz
Heyhat!
Satıldığı güne lanet okurken merhamet,
Zulmün kucağına düşmüş iken adalet,
Bir azap sıkıyor boğazını
Sebepsiz
Sırasıyla ölüyor
Canı tatlıların sırasını tutanlar
Irak diyarlarda fışkırırken kan kokulu cevher,
Kadere çapraz çizikler atıyor çocuklar.
Ve bir gün
Kıpkızıl doğarken ay,
Ve başak sarısı ekinler gibi yanarken umutlar,
Yazgılar da evriliyor sanki
Ve sanki
Şafağa en yakın andaki zifiri yaşıyor
Boş kovanlardan oyuncaklar yapan çocuklar.
Sevda EĞER










kokladığımız eksoz kokusumu
yoksa insan küllerinimi çekiyoruz
karbonmonoksit diye ciğerlerimize
her yakıtı bittiğinde aracımızın
kanmı dolduruyoruz depoya
yoksa vampirler rüya değilmi
sevda?…
eline kalemine sağlık çok içli bi şiir olmuş
kokladığımız hırs ise felaketi haber veren
toprağa savrulan kül ise başka hayatta can bulan
ciğerimize dolan öfke ise,
gözlerimizden akan vicdan ise anlam kargaşasında kaybolan
elde tutulan hesap ise
sonsuz diyetlerle ödenemeyen
ve sebep ve sonuç ararken ayrı zamanlarda ikimizde aynı büyük kapının önündeysek şimdi
ceplerimizdeki bin açardan biri elbet açacak bu kilidi.
ve kendi vicdanlarında boğulacak…o korkunç ve o gerçek kötülük efendileri…
sorma Güneşim… içi seni dışı beni yakar
yüzümden düşen bin parça özgürlük
bu sözler dökülürdü ruhumdan kalemime
ama artık utanıyorum, çığlık çığlığa haykırmaya
ellerimizle yaktığımız
paralarla sattığımız
küçük özgürlüklerin büyük çığlıkları içerisinde
utanıyorum artık, yüzümden düşenlere…
ilizyonun kapsayanında ters iz düşümün
yüzün değil sudaki yansımandır yalan olan…
özgürlükten ziyade esarettir ruhunda büyüttüğün
para değil istikbaldir yanıp küle, satıp pula dönen..
o vakit çığlıkla eşgüdümlü büyümeli özgürlüğün
yalan olanı seller alsın, utanacak yüzler bizde kalsın…
şu gri asfalta düşen değilmidir siyah gölgem
en renkli boyalarla boyasam düştüğü yeri fayda edermi
ruhunu arayan kayıp çocuklar gibi
bir materyalin sıcaklığında hayatların gölgesi
ve en renklisi
ve en doğal boyayla kırmızıya bulanmış
özgürlüğü haykıracak mecal kalmadığı andır ruhunda
hep yaşasanda bunu derinlerinde…
iki damla siyah gözyaşı sadece
cebinde yeşil peçeteler taşıyan adamın kırmızı gözlerinde
işte, hayat gözlerinde renk, hayat cebinde peçete, hayat sıcak bir rüzgarın derini son yalayışını hissettiğin anda biryerlerde…
bir kadeh şarap, birçift güzel gözlerde biryerlerde….
son söz diye buna derim.. aşmışsın
tek atımlık kurşun işte cevap versen alamazdın dahada
ellerine, ruhuna sağlık vede..